AHMED
DAVUDOĞLU
751 –
752 NOLU HADİSLERİN ŞERHİ:
Bu hadisi Buhari
«Kitabul-Vudu» da tahric ettiği gibi Ebu Davud, Tirmizi ve Nesai dahi rivayet
etmişlerdir. Hadisi rivayet eden Fatime Binti Ebî Hubeyş b. Muttalib b.
Esed'dir. Ebu Hubeyş'in ismi Kays b. Muttalib'dir. Müslim'in ekseri
nüshalarında Abdulmüttalib diye zikredilmiştir. Bazıları bunun yanlış olduğunu
iddia etmişlerdir. Hatta Nevevî «Ulema bunun Vehm olduğunda müttefiktirler.
Doğrusu Fatime'nin dedesinin ismi Abdulmüttalib değil sadece MuttAlib'tir.»
demiştir. Aynî dahî bunu tasdik ederek «Doğrusu budur Zehebide
(Tecridü's-Sahabe) adlı eserinde onun Kays b. Muttalib b. Esed olduğunu
söylemiştir. Bu Fatime bir hadiste üç defa boşandığı zikredilen Fatime binti
Kays değildir» diyor.
İstihazanın hayz kanı
değil hastalık sebebiyle kadından gelen kan olduğunu hayz bahsinde görmüştük.
Bu kan bazı hadîslerde bildirildiğine göre azil denilen bir damardan çıkar.
Halbuki Hayz kanı Rahmin dibinden gelir.
İstihazalı bir kadının
ibadetleri hususundaki hükümleri fıkıh kitaplarında tafsilatıyla îzah
edilmiştir. Biz burada Nevevi'nin işaret ettiği bazı noksanlara temas edeceğiz.
Birçok hususda
istihazalı kadının hükmü temiz kadınlar gibidir. Binaenaleyh kan geldiği halde
mezhebimize ve Cumhur-u ulemaya göre kocası o kadana yakınlık edebilir. İbni'l
Münzir (el-İşrak) nam eserinde bu kavli İbni Abbas (R.A.) ile Said b.
el-Müseyyeb, Hasan-ı Basrî, Ata'b. Ebi Rabah, Saîd b. Cübeyr, Katade, Hammad b.
Ebi Süleyman, Bekr b. Abdillah el-Müzeni, Evzai, Süfyan-ı Sevri, İmam Malik,
İshak ve Ebu Sevr Hazeratından nakletmekte ve kendisininde buna kail olduğunu
söylemektedir. Yine İbnil Münzir'in beyanına göre Hazreti Aişe istihazalı
kadına kocasının yakınlık edemiyeceğini söylemiştir. İbrahim Nehai ile Hakim'in
mezhepleri de budur. "İbni Sîrîn'e göre istihzah kadınla cima' etmek
mekruhtur. İmam Ahmed b. Hanbel'den bu hususta iki kavil rivayet olunur.
Birinci kavle göre İstihazalı kadınla cima' caiz değildir. Meğerki hastalığı
uzun zaman devam ede. İkinci kavle göre yine caiz değildir. Ancak kocasının
zina etmek ihtimali karşısında caiz olur. Bu kaviller içersinde muhtar ve
makbul olanı Cumhur'un kavlidir. 'Cumhur'un delili İkrime'nin rivayet ettiği
Hamne binti Cahş (R.A.) hadîsidir. Mezkur hadisde Hz. Hamne'nin istihazalı bir
kadın olduğu ve kocasının kendisi ile cima' ederdiği beyan olunur. Hadisi Ebu
Davud ile Beyhaki ve diğer imamlar tahric etmişlerdir. İmam Buhari Sahih'inde
İbni Abbas'ın «İstihazalı kadınla kocası cima' edebilir» dediğini rivayet eder.
Böyle bir kadın namaz, oruç, v.s. ibadetler hakkında teniz sayılınca, cima
hakkında da temiz addedilmesi gerekir. Birde bir şeyin haram olması ancak
şeriat'le sübut bulur. İstihazalı kadınla cimanın tahrimi hususunda Şer'i bir
delil yoktur.
Namaz, Oruç, İ'tikaf,
Kur'an okumak, mushafa el sürmek ve üzerinde taşımak, secde-i tilavet, secde-i
şükür ve diğer ibadetlerin üzerine farz olması hususunda istihazalı kadın
ulemanın ittifakı ile temiz hükmündedir. Yani bunlarla mükelleftir. Yalnız
namaz kılmak istediği vakit gerek hadesten, gerekse necasetten temizlenmesi
ihtiyaten lazımdır. Binaenaleyh abdest veya teyemmümden önce fercini yıkaması
ve içine pamuk yahut bez parçası gibi birşey sıkıştırarak necaseti gidermesi
hiç olmazsa azaltması îcab eder. Eğer gelen kan az olur da bu kadarcığı ile önü
alınırsa başka bir şeye hacet yoktur. Kan çok gelirse bundan başka kuşak
kullanması icap eder. Bu şöyle olur: Kadın beline bezden veya ipten bir kuşak
sarar sonra iki tarafı ip şeklinde uzun başka bir bez parçası alarak fercinin
üzerine yerleştirir. Ve bir tarafını önünden, diğerini de arkasından almak
üzere belindeki kuşağı sımsıkı bağlar. Bu suretle fercine yerleştirdiği pamuğu
güzelce yerine yerleştirerek kanın akmasına mani olur. Şafiilerce bu vaciptir.
Buna teleccüm, istisfar, veya tasîb derler. Kuşak kullanmak onlara göre yalnız
iki yerde vacip değildir. Biri pamuğun üzerinde toplanan kan çok gelerek vücudu
yaktığı ve rahatsız ettiği, diğeri oruçlu bulunduğu zamandır. Bu iki surette
pamuk kullanmaz sadece kuşak kullanır.
Şafiîlere göre, gerek
pamuk kullanmak gerekse üzerine kuşak sarmak abdestden önce vacib olan
vazifelerdir. Kuşağı sarar sarmaz vakit kaybetmeden abdest alması icab eder.
Şayet aradan biraz zaman geçtikten sonra abdest alırsa o abdestin sahih olup
olmaması hususunda iki kavil vardır. Bunların sahih olanına göre o abdest makbul
değildir.
Kadın tarîf edildiği
şekilde pamuğu kullanır, kuşağı sarar da sonra kendi taksiri olmaksızın kan
gelirse abdesti ve namazı bozulmaz. O abdestle farz namazını kıldığı gibi
dilediği kadar nafile namaz da kılabilir. Çünkü kadın kendine düşen vazife
hususunda kusur etmemiştir. Gelen kanı durdurmak ise elinde değildir. Fakat
gerek pamuğu tıkıştırmakta, gerekse kuşağı bağlamakta kusur ederde ondan dolayı
kan dışarıya çıkarsa abdesti bozulur. Bu hal namazda vaki olursa namazı batıl
olur. Farz namazı kıldıktan sonra olursa abdest bozulduğu için nafile kılamaz.
Her farz namaz için
fercini yıkamak ve oraya pamuk doldurarak bağlamak îcap edermi? Etmezmi?
meselesine gelince bakılır. Eğer sargı yerinden kaymışda etrafından kanın
çıkmasına mani olamıyorsa yeniden yıkayarak sargıyı tazelemesi îcab eder.
Sargı yerinden oynamış,
kan'da çıkmamışsa esah olan kavle göre yine sargıyı ve abdesti tazelemesi icap
eder.
Şafiilere göre
istihazalı kadın bir abdestle, eda olsun kaza olsun yalnız bir farz namazı
kılabilir. Fakat aynı abdestle farzdan önce ve sonra dilediği kadar nafile
namaz kılabilir. Bir kavle göre hiç nafile namaz kılamaz. Çünkü nafile
kılmasında zaruret yoktur. Bunların doğrusu birinci kavildir. Ulemadan
Urvetüb'nü Zübeyr, Süfyan-ı Sevri, Ahmed b. Hanbel ve Ebu Sevr'in mezhebleri de
budur.
Hanefilere göre
istihazalı kadının temizliği vakitle mukayyetdir. Vakit çıktımı abdesti
bozulur. Müteakip namaz için tekrar abdest alması îcab eder. Bevlini tutamayan,
daima burnu kanıyan ve yarasından daima kan sızan mazurların hükmü de budur.
Yalnız İmam Züfer'le Ebu Yusuf'a göre ikinci namazın vakti girdiği zaman tekrar
abdest almak îcap eder. Mesela özürlü bir kimse güneş doğduktan sonra abdest
alsa İmam Â'zam ile İmam Muhammed'e göre o abdestle öğleyi kılabilir. Fakat
İmam Züfer'le Ebu Yusuf'a göre kılamaz. Öğlenin vakti girdiği zaman tekrar
abdest alması îcab eder. Hasılı özürlülerin abdesti İmam Âzam'la İmam
Muhammed'e göre vaktin çıkması ile İmam Züfer'e göre vaktin girmesi iîe, İmam
Ebu Yusuf'a göre ise hem çıkmasiyle, hem girmesiyle bozulur. Bu ihtilafın
faydası yalnız yukarıki misalde arz ettiğimiz vecihle güneş doğduktan sonra
abdest alan mazur hakkında zahir olur. Vakit içinde alınan abdestle mazurlar
istedikleri kadar farz, nafile, ve kaza namazı kılabilirler.
İmam Malik ile Rabia ve
Davud-u Zahiri 'ye göre istihaza kanı abdesti bozmaz. Kadın abdest aldığı zaman
o abdesti kandan başka bir sebeple bozuluncaya kadar dilediği farz namazları
kılabilir.
İstihazeli kadına yalnız
hayz vakti geçtiği zaman yıkanma vacip olur. Selef ve halef ulemasının cumhuru
buna kaildirler. Ashab-ı Kiramdan Ali İbni Mes'ud, İbni Abbas, ve Aişe (R.A.)
ile onlardan sonra gelen Urvetü'bnü Zübeyr, Ebu Selemete'bni Abdirrahman, Ebu
Hanife, Malik ve Ahmed b. Hanbel Hazeratının kavilleride budur. Abdullah b.
Ömer, İbni Abbas, İbni Zübeyr, Ata b. Ebî Rabah hazeratının «İstihazalı kadına
her namaz için yıkanmak vaciptir.» dedikleri rivayet olunur. Hz. Aişe 'den bir
rivayete göre her gün bir defa, Saîd b. el Müseyyeb ile Hasan-ı Basri 'den bir
rivayete göre öğleden öğleye daima yıkanması îcab eder.
Cumhurun delili : Esas
itibarı ile bu gibi mazurlara şeriatın vacib kıldığı ibadetlerden başka hiç bir
şeyin vacip olmamasıdır. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) îstihazalı kadına
yalnız hayzı geçtikten sonra yıkanmasını emretmiştir. Bu babta başka bir emri
yoktur. Vakia Ebu Davud ile Beyhaki 'nin ve diğer bazı hadis ulemasının
eserlerinde Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in istihazalı kadına
yıkanmasını emrettiği bildirilîyorsa da bu rivayetler sabit değildir. Onların
zayıf olduğunu Beyhaki ile ondan önceki bazı ulema beyan etmişlerdir. Bu babta
sahih olan rivayet Buhari ile Müslim'in tahrîcettikleri Ümmü Habîbe Binti Cahş
hadîsidir ki az sonra görülecektir. Mezkur Hadiste Resulullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) Hz. Ümmü Habîbe'ye; «Bu ancak bir damar kanıdır, sen
yıkanıver de namazını kıl.» buyurmuş, bu emre binaen Ümmü Habîbe (R.A.)'da her
namaz için yıkanmaya başlamıştır. İmam Şafiî; «Nebi (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem) yalnız yıkanıp namaz kılmayı emretmiştir. Bundan her namaz için
yıkanmayı emrettiği anlaşılmaz. Şüphesiz ki; emrolunmadiği halde yıkanması
inşaallah tetavvu olur. Bu ona kalmış bir iştir.» demiştir. Şafiî'nin üstadı
Süfyan b. Uyeyne ile Leys b. Sa'd ve daha başkaları buna yakın sözler
söylemişlerdir.
İstihaza bahsinin sair
ahkamı fıkıh kitaplarında görülebilir. Hadis-i Şerif de «Hayır o bir damar
kanından ibarettir. Hayz değildir. Hayz geldi mi namazı bırakıver, gittiği
vakit kanı yıka ve namazını kıl» buyurulmaktadır.
Hayızın bittiği
hanefilere göre adet zamanının geçmesi ile bilinir. Kadın adet zamanını
şaşırırsa teharri eder. Yani araştırma yapar. Eğer adet günlerinin geçtiğine
kanaat getiremezse bildiği günlerin en azı ile amel eder.
Şafiilere göre hayzın
bittiği kanın renginden anlaşılır. Hayzın bittiğine en kuvvetli delil kanın
siyah renkte gelmesidir. Ondan sonra sıra ile kırmızı sarımtırak, sarı ve
bulanık renkler gelir. Bu renklerin en kuvvetlisini gördüğü günlerde kadın
hayızlıdır. Zayıfını gördüğü zaman hayzı bitmiş olur. Hayz zamanını ayırmak
için Şafiilerin üç şartı vardır.
1- Kanın kuvvetli renkte
geldiği günler onbeş günü geçmeyecektir.
2- Kuvvetli renkte gelen
kan hayz sayılabilmek için en az bir gün bir gece devam edecektir.
3- Zayıf renkte gelen
kan kadının hayızdan temizlenmesine delil olabilmek için en az onbeş gün devam
etmelidir. İmam Malik ile İmam Ahmed b. Hanbel 'in mezhebleri de budur. Nevevi:
«Hayzın bittiğine ve temizlik devresinin başladığına alamet, kanın, sarılık ve
bulanıklığının kesilmesidir. Ondan sonra beyaz bir akıntının gelip gelmemesi
mühim değildir.» demektir.
Bir çok fıkıh
kitaplarında Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in «Bu ancak koparak
boşanan bir damar kanıdır.» buyurduğu rivayet edilirse de Nevevî bu cümle
hakkında; «Manası doğru olmakla beraber Hadisteki bu ziyade maruf değildir»
diyor.
Hadîsin sonunda Resul-i
Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in «Gittiği vakit kanı yıka ve namazını
kıl.» buyurmuş olması zahiren müşkül görünür. Çünkü yıkanmayı emretmemiştir.
Fakat her ne kadar bu rivayette yıkanmayı zikretmese de yıkanmak yine
vaciptir.. Zira Hadis'in başka rivayetlerinde yıkanma emri vardır. Rivayetler
birbirini tefsir ederler.
İkinci rivayetteki
«Bizden bir kadın» dan Murad Benî Esed kabilesinden demektir. Bu söz ya Hişam
b. Urve'nin yahut babası Urvetü'bnü Zübeyr'indir. Aynı rivayete Hammad b. Zeyd
'in naklettiği ziyadeyi Ebu Davud ve başkaları abdest deye tahric etmişlerdir.
Kaadi İyaz'ın beyanına göre mezkur ziyade «Kendinden kanı yıka da abdest al.»
cümlesidir. Bu ziyadeyi Nesai ile başkaları tahric etmişlerdir. Müslim'in ondan
Sarfı nazar etmesi yalnız Hammad b. Zeyd rivayet ettiği içindir. Nesai:
«Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in bu hadisde «Abdest al» dediğini
Hammad 'den başka rivayet eden bilmiyoruz.» demiş, Ebu Davud dahi abdest
rivayetlerinin hepsinin zayıf olduğunu söylemiştir.